Sevimli Balık Pupi

Sevimli Balık Pupi - Seefood

Korkunç Beyaz Başlı Köpek Balığı Julius tarafından şakacı bir şekilde kovalanan sevimli Bambu Köpek Balığı Pup kendini her zamankinden daha fazla denizden uzak hisseder. Mercan kayalıklarının orada Bamboo Köpek Balığı yumurtaları bulmasıyla heyecanlanır. Fakat yalnız değildir: İki dalgıç yumurtaları toplamaya gelmiştir. Tüm çabalarına rağmen, Pup yumurtaları kaçak avcılardan koruyamamıştır.

Julius, dostunu keyiflendirmeye çalışmaktadır. Pup’ı altın paralarla dolu bir batık gemi olan evine götürür. Evinde onun için çalışan üç palamut ona taze balık olarak menüde: Kılıç balığını, Turna balığını, uskumruyu ve vatozu sunmaktadır. Ama Pup aç değildir ve Julius dostunu neşelendirememektedir.

Pup, Julius ve yemekleri su altındaki yaşamları farkına bile varılmadan siyah zehirli endüstriyel çöp atıklarıyla gaspedilmektedir. Bunlar yavaşça mercan kayalıklarını geçerek yakınlardaki bir fabrikadan gelen atıklardır. Dostane ahtapot Octo, Pup için üzülür ve onu aygıtlarının ve icatlarının bulunduğu batık gemiye götürür. Pup yumurtaları çalıp barakasına götüren adamlardan birisini tanır. Ama yanlızca kaplumbağa karada yürüyebilmektedir, oda bunun gibi bir görev için oldukça yaşlıdır.

Sting, Mertle’ın Pup’tan sakladığı sırrı öğrenir. O da kaplumbağa gibi karada nefes alabilmektedir. Mertle, Octo’nun son icadını incelerken, Pup tek başına kurtarma görevine başlamıştır. Mertle, Sting’i karanlıkta yüzerken gördüğünde Vatoz’un (Sting’in) birşeyler çevirdiğini anlamıştır. Julius’un diş göstermesiyle tek tek dökülür ve Pup’ı nasıl bir tehlikeye soktuğunu anlatır.

Pup iskeleye gelmiştir ve ilk nefesini almıştır. Kaçak avcılar oradan ayrıldıktan sonra paytak paytak yürür ve kulübeye girer. İçerde görür ki burası bir deniz ürünleri restoranıdır ve köpek balığı yüzgeçleri duvarda asılı durmaktadır ve su tankının içindeki yumurtalarda kırılmayı beklemektedir ki müşterilerine tazecik sunulabilsin. Adamlar aniden döndüklerinde ise O da su tanklarından birinin içine atlar.

Octo nihayet icadını bitirir, içindeki balıkların nefes alabileceği şekilde su dolu iki ayaklı yürüyen kapsüldür bu. Neredeyse astronot kıyafetiyle uzay aracı arasındaki bu aygıt Julius’u ve üç hizmetkâr palamutu içinde barındırır. Julius karaya vardığında, Pup tek başına yumurtadan çıkmış olan balıkları kurtarmaya çalışırken dört tavuğu ve yengeci karşısında bulur.

Karakterler

Julius – Altın kalbi olan bir köpek balığı. Bu Julius’u yeterince özetliyor. Julius zor anında dostlarına yardım için ne gerekirse yapmaktadır. Köpek olması ve her zaman aç olması yüzünden herkeste yanlış bir intiba bırakmaktadır. Bütün su altı yaşayanları Julius’tan korkmaktadır. Ama şeytani güçlere karşı cesur tavırlarıyla kayalıkları koruması herkesi rahatlatmaktadır.

Pup – Yaşına göre akıllı ve çabuk kavrayan biri. Pup her zaman aceleci bir kişiliğe sahiptir. Ailesi kaçak avcılar tarafından kaçırıldığı zaman, onları kurtarmak için bakmadığı taşın altı kalmamıştır. Kurtarma operasyonu için karada nefes alabilme yetisini kullanmaktadır ama kısa sürede arkadaşlarının yardımına ihtiyacı olduğunu farkeder.

Octo – Suda yaşayan, enkazları ve artıkları tamir eden dahi bir mucit. İnsan mühendisleri izleyerek büyük projesini ilham olarak almıştır. Onu kayalıklardan ve Julius’tan uzaklara götürecek bir araç. Pup’ın tehlikede olması yüzünden sırf onun kurtarılması için Julius karşı ön yargılarını bir kenara bırakır ve ona güvenir.

Mertle – Bir asırdan fazladır okyanusta başı boş dolaşan bile kaplumbağa. Acil durumlarda kayalıklarda yaşayan herlesi bir arada tutan tek kişidir. Mertle kimseyi görünüşüyle yargılamaması gerektiğini öğrenir.

Spin – Her an yenme riski yüzünden sinirleri bozulmuştur. Ve Julius’tan kurtulabilmek için plân kurmaktadır. Bu plânını okyanusun derinliklerinde yaşayan şeytani Müren balığına anlatır. Spin şunu farkeder Köpek balıkları da bu döngünün bir parçası ve onlar olmadan da yuvaları güvende olmayacaktır.

Heather – Parlak objelere karşı dikkatini veren güzel bir köy tavuğudur. Pratik zekâlı ve diğer tavuk arkadaşlarına yol gösteren biridir. Herkesi bir arada tutan bir kişiliği var. O olmasaydı diğerleri en gerekli zamanda akılsızca ortalıkta dolanırlardı.

Coco – Diğerlerinden daha küçük olan Coco tüm hayatını dışlanmış olarak yaşamıştr. Pup’ın kurtarma operasyonuna yardım ederek , Coco kuzenlerinin gözünde borcunu ödemiştir.

Murray – Sürgünde yaşamaktadır ve Julius’a ve kayalıklardaki hayata karşı hep kin gütmüştür. Kayalıklardaki yaşamı ele geçirme hırsı Müren balığını delirme noktasına getirmiştir. Spinin anlayışıyla ve Julius’un dikkatinin dağılmasını fırsat bilen Murray zaferin eşiğine gelmiştir. Kral örümcek yengeçlerle istilâsını başlatmıştır ve hiçbir şey de bunu durdurmaya hazır değildir.

Yönetmen: Aun Hoe Goh
Seslendirme Kadrosu: Steven Bone, Colin Chong, Chi-Ren Choong, Jason Cottom, Kennie Dowle, Diong Chae Lian
Senaryo: Jeffrey Chiang
Yapımcı: Mahmoud Orfali
Ses Departmanı: Traithep Wongpaiboon
Türkiye Dağıtımı: Duka Film
Gösterim Tarihi: 4 Mayıs 2012

Posted in 2012 Filmleri, Animasyon Filmler, Çocuk Filmleri, Duka Film Filmleri | Tagged , , , , , , , | Leave a comment

Ateşin Düştüğü Yer

Ateşin Düştüğü Yer

Muğla’nın Fethiye İlçesinde portakal bahçesinde işçi olarak çalışan beş çocuk babası Osman ve eşi Hatice, ansızın rahatsızlanan on yedi yaşındaki kızları Ayşe’yi hastaneye kaldırırlar. Burada Ayşe’nin kalbinde önemli bir sorun olduğu anlaşılır. Yoksul aile, kızlarını yaşatmak için çırpınır. Tetkikler sırasında kızlarının, hamile kaldığını öğrenince yıkılırlar. Töre gereği, Ayşe öldürülecektir. Böylece, bir gün öncesine kadar kızlarını yaşatmak için mücadele eden aile şimdi öldürmek için planlar yapmaya başlar. Kendisine sorulmadan amcasının oğlu Seyit ile nişanlanan Ayşe, bütün ısrarlara rağmen bebeğin babasını söylememektedir.

Osman, amcası Ali, abisi Hüseyin ve kardeşleri ile olayı konuşur, aile kararı kesinleşir. Önce Ayşe öldürülecek, sonra da bebeğin babası bulunacak ve onun için de aynı karar uygulanacaktır. İnfazı bizzat baba gerçekleştirecektir. Amcası Ali’nin eski Amerikan arabasını emanet olarak alan Osman, kızı Ayşe’yi `doğumu yapana kadar kalmak üzere’ dayısının yanına götürmek bahanesi ile yola çıkarır. Yolculuk Antalya Kalkan, Kaş ve Elmalı üzerinden Konya’ya uzanacaktır. Yolculuk sırasında baba-kız arasında küçük aksilik ve kazalarla gelişen sıcak ilişki, ölüm seyahatini bambaşka bir boyuta taşıyacaktır.

Yapım Notları

Ateşin Düştüğü Yer senaryo çalışmaları 2004 yılında başladı ve 2005 yılında birmiş oldu.

2010 Kasım ayında, çekimlere 27. yazımla çekimlere başlandı. Son Final sahnesi 2011 Şubat ayında çekildiğinde 32. yazıma ulaşmıştı senaryo.

Filmin çekimleri Muğla Fethiye Yanıklar Köyü, Fethiye Hastanesi, Ölüdeniz, Kelebekler Vadisi yolu, Antalya Kalkan – Kaş yolu, Kaş – Elmalı yolu ve en son olarak Bolu Kartalkaya yolunda toplam 5 haftada gerçekleştirildi.

Bu çekimler boyunca toplam 6 bin km yolculuk gerçekleştirildi.

Filmin post prodüksiyon süresi yaklaşık 14 ay sürdü.

İlk kurgu sonunda 120 dakika olan film daha sonrasında 115 dakika, 109 dakika, 107 dakika ve en son olarak ta 105 dakikaya indirildi.

Ateşin Düştüğü Yer - Elifcan Ongurlar

Genç oyuncu Elifcan Ongurlar filmde Ayşe rolünde oynuyor.

Ateşin Düştüğü Yer’e Konu Olan Haber

Müslüm Ç. eşi Fatma ve dördü kız beş çocuğuyla Antalya’nın Solak köyüne yerleşmiş, derme çatma çadırda yaşamaya başlamıştı. Aile, tarlalarda çalışarak geçimini sağlıyordu. Ç. ailesinin 17 yaşındaki kızı Ayşegül, 2003 Eylül ayında aniden rahatsızlandı. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılan genç kızın, kalbinde kist olduğu belirlendi. Yeşil kartla ameliyat olan genç kızın tedavisi sırasında 3,5 aylık hamile olduğu da ortaya çıktı. Ç. çifti, hamile kızlarının ‘infaz’ına kararı verdi. Baba Müslüm Ç. “Konya’daki dayının yanına götüreceğim” sonra kızına ‘ölüm ikramı’nda bulundu.

Öfkeli baba, dikiz aynasından arka koltukta oturan kızının ölüme gidişini izliyordu. Kızının başı öne düşünce aracı durdurup, cesedini yol kenarına bıraktı ve hızla uzaklaştı. Evlat katili Ç. olayın ardından köye dönüp hayatına devam ederken, talihsiz kızın cesedi 26 Eylül 2003′te vatandaşların ihbarı üzerine Mersin’in Aydıncık ilçesi yakınlarında bulundu. Otopsi raporunda hamile olduğu ve bir süre önce kalp ameliyatı geçirdiği belirlendi. Taşıdığı ceninden DNA örneği alındıktan sonra Aydıncık’ta kimsesizler mezarlığında toprağa verildi. Soruşturma derinleştirilince Çam `töre cinayeti’ni itiraf etti. Pişmanlık duymadığını belirten Ç. `Olay bir daha başıma gelse yine aynı şeyi yaparım. Diğer kızım da aynı şeyi yapsa onu da öldürürüm. Namusumu temizledim’ dedi.

Yönetmen: İsmail Güneş
Oyuncular: Hakan Karahan, Elifcan Ongurlar, Yeşim Ceren Bozoğlu, Abdulah Şekeroğlu, Katharina Weıthaler, Dean Baykan, Serhan Süsler, Oğuzhan Şekeroğlu, Özlem Balcı, Levent Yılmaz, Muammer Şahin, Selin Kozan, Sait Şengel, İsmail Uzunoğlu, Ozan Göksu Sayın
Senaryo: İsmail Güneş
Yapımcılar: Baran Seyhan, Aynur Güneş
Yardımcı Yönetmen: Gökçe Baltacı Şen
Görüntü Yönetmeni: Ercan Yılmaz
Kurgu: Mevlüt Koçak
Sanat Yönetimi: Ayhan Cem Mutlu
Müzik: Saki Çimen
Yapımcı Şirketler: IGF, Sarmaşık Sanatlar
Türkiye Dağıtımı: Pinema Film
Gösterim Tarihi: 4 Mayıs 2012

Posted in 2012 Filmleri, Duygusal ve Dram, Pinema Film Filmleri, Politik Toplumsal Filmler, Türk Filmleri | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Leave a comment

Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir

Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir

4 Mayıs’ta hiç alışık olmadığımız türden bir film sinemalarda gösterime giriyor. Saraybosna Film Festivalinden İnsan Hakları Ödülüyle dönen, SİYAD En İyi Belgesel ödüllü Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir, İstanbul’u nefes alınamaz hale getiren sistemin ilmek ilmek nasıl örüldüğünü gözler önüne serecek.

Bugün İstanbul “kontrolsüz kentleşme” hastalığının bütün belirtilerini gösteriyor. “Kentsel dönüşüm” yüzlerce yıllık mahalleleri yerlebir ediyor, insanları evsiz bırakıyor. Kent bir tarafta Bolu’nun, öteki tarafta bütün Trakya’nın suyunu çekiyor.

Kuzey ormanları gözle görünür bir şekilde tahrip olurken, 3. köprü ve “Kuzey İstanbul” projeleri İstanbul’un son kalan orman ve su havzalarını tehdit ediyor. Rant odaklı projeler kentlileri birbirinden koparıyor. Trafik her geçen gün daha da içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Peki ya İstanbullular olarak biz bu değişimin neresinde yer alıyoruz? Kentler toplumun aynası ise, İstanbul’a bakarak kendi toplumumuz için ne diyebiliriz? Gelecek nesillere nasıl bir İstanbul bırakacağız?

Henüz 1980 yılında, yani ilk metropolitan ölçekli İstanbul planı yapıldığında kentin coğrafyasında en fazla 5 milyon kişinin sağlıklı ve insanca yaşayabileceği tespiti yapılıyordu. Bugün kent nüfusu 15 milyon. Böyle devam ederse 15 sene sonra 25 milyon olacak. Yani coğrafyasının kaldırabileceğinin 5 katı…

Çarpıcı görselleriyle “Kentsel dönüşüm” masalını, 3. Köprü’yü, küresel kent iddiasını, yaklaşan emlak krizini, TOKİ’nin icraatlarını, mahalleleri, AVMleri, ormanları, Marmaray projesini, gökdelenleri, kısacası bütün İstanbul’u mercek altına alan Ekümenopolis, Ali Ağaoğlu’dan, Ayazma sakinlerine, Oktay Ekinci’den Mücella Yapıcı’ya, Mustafa Sönmez’den Hüseyin Kaptan’a pek çok önemli isme belgeselde yer veriyor.

Dünyada ve Türkiye’de birçok film festivalinde, üniversitede, mahallede ve BM Habitat ajansı gibi kentleşme üzerine birçok sempozyumda gösterilen yapımın yönetmenliğini İmre Azem, yapımcılığını ise Gaye Günay üstleniyor. Türkiye’de ilk defa “kitlesel fonlama” (crowd-funding) yöntemiyle, yani filmin samimiyetine ve niteliğine inanan insanların bireysel katkılarıyla dağıtımı gerçekleştirilen film, belgesel sinemanın etkisi üzerine de çarpıcı bir örnek teşkil ediyor.

Kente makro ölçekte bir bakışı animasyonlar, grafikler ve özgün müziklerle destekleyen bu film sayesinde İstanbul’u yeniden keşfedecek, ve umarız değişime seyirci kalmayacak onu sorgulayacaksınız. Çünkü kentler hepimizin…

Ödüller

Saraybosna Film Festivali – İnsan Hakları Ödülü
SİYAD – En İyi Belgesel Ödülü
İstanbul Mimarlar Odası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali – En İyi
Belgesel Ödülü
Documentarist: İstanbul Belgesel Günleri – Yeni Yetenek Ödülü

Filmin katıldığı festivallerden bazıları

İstanbul Film Festivali – Ulusal Yarışma (IKSV tarihinde ilk kez bir belgesel ulusal yarışmada kurgu
filmlerle birlikte yarıştı.)
Rotterdam Mimarlık Filmleri Festivali – Açılış Filmi
Eastern Neighbours Film Festival, Hollanda
Sheffield, İngiltere
L`Alternativa, İspanya
Reel Earth, Yeni Zellanda
Zürih Film Festivali

Yönetmen: İmre Azem
Yapımcı: Gaye Günay
Ortak Yapımcı: Stephan Anspichler
Yardımcı Yapımcılar : Kaan Çuhacı, Fikret Manoğlu
Kurgu: Eray İlhan, Arzu Volkan
Kurgu Asistanı: Mesut Ulutaş
Müzik Yapımcıları: Lari Dilmen, Nilüfer Ormanlı
Çizimler: Özlem Ölçer
Motion Graphics: Egemen Şenkardeş, Sinan Büyükbaş, Uluç Ali Kılıç
Özel Efektler: Onur Güngör, Piero Masztalerz
Yapımcı Şirket: Kibrit Film
Türkiye Dağıtımı: M3 Filmcilik
Gösterim Tarihi: 4 Mayıs 2012
Hamburg Film Festivali
One World, Polonya

Posted in 2012 Filmleri, Belgesel Filmler, M3 Filmleri, Türk Filmleri | Tagged , , , , , , , , | Leave a comment

Paris’te Çılgın Macera – A Monster in Paris

Paris'te Çılgın Macera - A Monster in Paris

1900′lü yılların başı, Paris… Bir bahçede yaşayan canavar, çok güzel ve genç bir sarkıcı kıza aşık olur. İcat düşkünü kargo elemanı Raoul ile sinema aşığı arkadaşı Emile ve zıpır maymun beraber bir deney yapmaya koyulurlar. Her yana yayılan iksirlerin etkisiyle yanlışlıkla bir pireyi dev haline getirirler.

2 metre boyuna gelen bu sevimli dev pire kendini Paris’in sokaklarında korunmasız bulur. Güzel şarkıcı Lucille’in de yardımıyla yeni arkadaşlarını kötü kalpli şef Maynott’tan korumaya çalışırlar. Çünkü Maynott dev pireyi yakalayıp şöhret olma peşindedir. Bu arada Lucille, sevimli dev pirenin aynı zamanda çok iyi gitar çaldığını keşfeder.

Orijinal seslendirmesini Vanessa Paradis, Gad Elmaleh, François Cluzet, Ludivine Sagnier; İngilizce seslendirmesini ise Adam Goldberg, Sean Lennon, Vanessa Paradis gibi isimlerin gerçeklestirdigi; ‘Köpekbalıgı Hikayesi’nin yönetmeni Bibo Bergeron’un yeni animasyon filmi “Paris’te Çılgın Macera” (Un Monstre A Paris – A Monster In Paris), Türkçe dublajlı olarak 3D seçeneğiyle sinema salonlarına geliyor.

Yönetmen: Bibo Bergeron
Oyuncular: Mathieu Chedid, Vanessa Paradis, Gad Elmaleh, François Cluzet, Ludivine Sagnier, Julie Ferrier
Senaryo: Bibo Bergeron, Stéphane Kazandjian
Yapımcı: Luc Besson
Prodüksiyon Tasarımı: François Moret
Kurgu: Pascal Chevé, Nicolas Stretta
Özel Efektler: Benjamin Deboute
Müzik: Mathieu Chedid
Yapımcı Şirketler: Bibo Films, Europa Corp.
Türkiye Dağıtımı: Tiglon Film
Gösterim Tarihi: 4 Mayıs 2012

Posted in 2012 Filmleri, Animasyon Filmler, Çocuk Filmleri, Tiglon Filmleri | Tagged , , , , , , , | Leave a comment

Aşkın Renkleri – La Delicatesse

Aşkın Renkleri - La Delicatesse

Paris’te yaşayan genç ve güzel Nathalie hayatının aşkıyla tanışarak onunla harika bir evlilik yapmıştır. Ancak kocasının talihsiz bir kazada ölmesiyle hayatı altüst olur. Kocasına duyduğu aşkı içine gömen Nathalie, hislerini gösteremeyen, içine kapanık birine dönüşür. Bir gün hiç hesapta yokken kendini çalışma arkadaşlarından biri olan Markus’la öpüşürken bulur. Kimsenin çekici diyemeyeceği, çok çirkin bir adam olan Markus’la bir geleceği olabilecek midir?

David Foenkinos’un uluslararası çok satan romanından uyarlama, hayata küsen bir kadının aşk sayesinde yeniden doğuş öyküsü olan “La Délicatesse / Aşkın Renkleri”nin başrollerinde “Amélie”nin yıldızı Audrey Tautou ve François Damiens yer alıyor.

Yönetmenler: David Foenkinos, Stéphane Foenkinos
Oyuncular: Audrey Tautou, François Damiens, Ariane Ascaride, Bruno Todeschini, Monique Chaumette, Olivier Cruveiller
Senaryo: David Foenkinos
Yapımcılar: Xavier Rigault, Marc-Antoine Robert
Prodüksiyon Tasarımı: Maamar Ech-Cheikh
Görüntü Yönetmeni: Rémy Chevrin
Kurgu: Virginie Bruant
Set Dekorasyonu: Jimena Esteve
Müzik: Emilie Simon
Yapımcı Şirket: 2.4.7 Films, Studio Canal
Türkiye Dağıtımı: M3 Filmcilik
Gösterim Tarihi: 27 Nisan 2012

Posted in 2012 Filmleri, Fransız Sineması, Komedi Filmleri, M3 Filmleri, Romantik Komediler | Tagged , , , , , , , , | Leave a comment

Dehşet Kapanı – The Cabin in the Woods

Dehşet Kapanı - The Cabin in the Woods

Joss Whedon (Buffy the Vampire Slayer, Dollhouse ve Mayıs ayında gösterime girecek olan Yenilmezler) ile Drew Goddard (Canavar, Buffy the Vampire Slayer, Angel, Lost) gibi iki kült sinemacının hayal dünyasının ürünü olan Dehşet Kapanı herhangi bir korku filmi gibi başlıyor: Şen şakrak beş üniversiteli arkadaş, hafta sonunu hovardalık edip eğlenerek geçirmek için bir kır evine giderler ve korkutucu yaratıkların saldırısına uğrarlar, her taraf kan gölüne döner.

Tanıdık mı geldi? Biraz sabredin. Gençler geleneksel korku filmi tepkileri vermeye başlayınca, kontrol odasındaki bir grup teknisyen korkan gençlerin her hareketini dört gözle takip ediyor, hatta hareketlerine yön veriyorlar. Bu teknisyenlerin olaya dahil olması, akıl almaz ve fantastik bir efsanenin buzdağı gibi sadece su üstündeki kısmına işaret eden ve kan banyosu, inanılmaz hayal gücü ve ince mizah harmanından oluşan bir macerada korku filim geleneklerini alt üst ediyor.

“Dehşet Kapanı, bir açıdan klasik korku filmi gibi duruyor,” diye açıklıyor Goddard. “Patlamış mısırınızı elinize alıp, beş genç ormana doğru yola çıkıp başlarına kötü şeyler gelirken. sevgilinizin elini tutup izlediğiniz türden bir film. Ama Dehşet Kapanı aynı zamanda bizim bu tür filmlere yönelik farklı bir yaklaşımımız. Ve bu işlerin beklediğinizden çok daha sıradışı ve korkutucu olacağı anlamına geliyor.”

Dehşet Kapanı’nda rol alan Chris Hemsworth (daha çok geçen senenin yaz aylarında büyük başarı elde eden sinema filmi Thor’daki büyük kahraman olarak tanınmaktadır), Goddard ve Whedon’ın senaryosunu ilk okuduğu zamanı hatırlıyor. “İlk başta kendi kedime sıradan bir korku filmi dedim. Anlamıyorum. Sonra devam ettikçe olay ilginçleşmeye ve gelişmeye başladı, her sayfa yüzüme tokat gibi inmeye başladı. Her sayfada olaylar git gide çığırından çıkmaya devam etti, ta ki… Ta ki diye bir şey yok aslında. Ardı arkası gelmiyor. Sizi tanıdık gelen bir yola sokuyor ama sonra bildiğiniz her şeyden bambaşka bir şeye dönüşüyor.”

Goddard ve Whedon, Sam Raimi’nin Şeytanın Ölüsü (The Evil Dead) filminden tutun da Dario Argento’nun Suspiria’sına varan korku klasiklerini saygıyla selamlayan bir senaryo yazmışlar. Ancak kendinden önce yapılan korku filmlerine hürmet sunarken, Dehşet Kapanı yeniden canlandırdığı korku öğelerini de sorguluyor. “Korkuyu seviyorum,” diye açıklıyor Whedon. “Ama senaryoları tahmin etmek gün geçtikçe daha kolay hale geliyor. Ölüm sahneleri daha da mide bulandırıcı hale geliyor. Gençlerin harcanması ise yaygınlaşıyor. Ve işkence araçlarına yönelik aşk artarken, diyaloglara duyulan aşk neredeyse ölmek üzere. Korku filmlerindeki ritüeller ucuzlaşıyor.”

Dehşet Kapanı’nın sıradan bir korku filmi olmadığına dair ilk ipucu emektar oyuncular Bradley Whitford ve Richard Jenkins’in oyuncu kadrosunda yer alması. Bu iki deneyimli oyuncu filmde kontrol odasının patronları Hadley ve Sitterson’ı canlandırıyor. Etkileyici teknolojik aletleri kullanan bu iki adam beş arkadaşı basmakalıp korku filmi kurbanı olmaya zorluyor. Gençler çoğu korku filmi kurbanı gibi filme başlasalar da, Sitterson ve Hadley’nin onların davranışlarını yönlendirmelerine karşı koyamıyorlar. “Kontrol odası patronları bizim yerimizde, yani izleyicinin yerinde duruyor,” diye açıklıyor Whedon. “Ama öyküyü anlatan kişiler olarak karşı çıktığımız her şeyi de temsil ediyorlar aynı zamanda: Perdede gençlere mümkün olduğunca çok acı çektirmek, aptalca davranmalarına yol açmak, ölümlerini gerilim dolu bir olay haline getirmek.”

“Bence korku filmlerindeki en büyük tehlike seyircilere aptallarmış gibi davranmaları,” diye belirtiyor Hemsworth. “Dehşet Kapanı öncelikle korku filmlerine yönelik talebimizi sorgulayarak seyirciye saygı gösteriyor.”

Whedon şu sorudan çok etkilendiğini itiraf ediyor: Korku filmlerini neden bu kadar çok seviyoruz? “İçimizde, derinlerde, ilkel bir yanımız bu insanların perdede kurban edilmesini istiyor. Ben de bunun nedenini açıklayan bir film yapmak istedim. Tuhaf bir deneyim oldu benim için çünkü bir yandan katkısız bir korku filmi yapıyoruz. Korku filmi türüne ve klişelerine bayılıyoruz ama aynı zamanda korku filmi türünün nereye ve neden gittiğine dair bir sürü soru var kafamızda.”

Goddard araya giriyor: “Korku filmi, türün insanlık hakkında ileri sürdüğü soruların çıkış noktası sadece. İnsan olarak gençleri ötekileştirme, nesneleştirme ve kurban etme ihtiyacını neden duyuyoruz? Ve bu sadece korku filmi türüne özgü değil, tüm filmlerde ve günümüz kültüründe var. Bunu gençlere en başından beri yapıyoruz. Ve neden sorusu Dehşet Kapanı filminin merkezinde yer alıyor.”
Continue reading

Posted in 2012 Filmleri, Korku Gerilim Filmleri, Pinema Film Filmleri, Psikolojik Gerilim | Tagged , , , , , , , | Leave a comment

Çifte Soygun – Flypaper

Çifte Soygun - Flypaper

Tripp Kennedy (Patrick Dempsey) sallana sallana kapanış saatinde bir bankaya girdiğinde iki farklı grubun birbirlerinden habersiz olarak bankayı soymaya çalıştığının farkında değildir. Çıkan çatışma sonrası bankada rehin kalan Tripp, güzel ve akıllı veznedar Kaitlin’le (Ashley Judd) yakınlaşır. Çetelerin biri profesyonellerden, diğeri de şuursuzluk derecesinde amatör olan iki saf adamdan oluşmaktadır. Ancak güvenlik sistemi, gün sonu kilidini devreye sokunca herkes binaya kilitlenir. Gece ilerledikçe şamatalı bir kedi fare oyunu oynanacaktır.

Yönetmen: Rob Minkoff
Oyuncular: Patrick Dempsey, Ashley Judd, Tim Blake Nelson, Mekhi Phifer, Jeffrey Tambor, Octavia Spencer
Senaryo: Jon Lucas, Scott Moore
Yapımcılar: Mark Damon, Patrick Dempsey, Peter Safran
Prodüksiyon Tasarımı: James A. Gelarden, Alec Hammond
Görüntü Yönetmeni: Steven Poster
Kurgu: Tom Finan
Kostüm Tasarımı: Mona May
Sanat Yönetimi: Kevin Hardison
Müzik: John Swihart
Yapımcı Şirket: Foresight Unlimited
Türkiye Dağıtımı: Pinema Film
Gösterim Tarihi: 27 Nisan 2012

Posted in 2012 Filmleri, Aksiyon Macera Filmleri, Pinema Film Filmleri, Polisiye, Suç, Casusluk | Tagged , , , , , , , | Leave a comment

Pazarları Hiç Sevmem

Pazarları Hiç Sevmem

Hasta babasının vasiyetini yerine getirmeye çalışan Oğuz’un hayatına, birden Deniz dahil olur. Deniz’in de işi, aşkı ve tadı yoktur. Her ikisi için de işler iyi gitmemektedir. Belki bir yolculuk herkese iyi gelir.

Ayrılıklar, yollar, düğünler, cenazeler, takıntılar ve insanlık halleri üzerine bir film olan Pazarları Hiç Sevmem’in yapımcılığını Shark Film üstlendi. Rezzan Tanyeli’nin yazıp yönettiği film Tire, Birgi ve İstanbul’da çekildi. Filmde başlıca rolleri Melisa Sözen, Edhem Dirvana, Umut Kurt, Ezgi Mola, Hasibe Eren, Kenan Demirok, Şebnem Dilligil, Barış Bağcı ve Ayşen Gruda paylaştı. Görüntü yönetmenliğini Florent Herry, müziklerini Pasquale Catalano yaptı. Nil Karaibrahimgil “İstanbul’dayım” adlı parçasını bu film için besteledi.

Yönetmen: Rezzan Tanyeli
Oyuncular: Ayşen Gruda, Melisa Sözen, Ezgi Mola, Umut Kurt, Edhem Dirvana, Kenan Demirok, Şebnem Dilligil, Hasibe Eren
Senaryo: Rezzan Tanyeli
Yapımcı: Ayşe Hassas
Uygulayıcı Yapımcı: Cüneyt Apaydın
Görüntü Yönetmeni: Florent Herry
Kurgu: Bircan Uysal
Kostüm Tasarımı: Serap Kanyılmaz
Müzik: Pasquale Catalano, Nil Karaibrahimgil
Türkiye Dağıtımı: Tiglon Film
Gösterim Tarihi: 27 Nisan 2012

Posted in 2012 Filmleri, Duygusal ve Dram, Komedi Filmleri, Tiglon Filmleri, Türk Filmleri | Tagged , , , , , , , , , , , | Leave a comment

Kuzgun – The Raven

Kuzgun - The Raven

Başrolde John Cusack’ın, yaşamı skandallarla dolu ünlü Amerikalı yazar Edgar Allan Poe’yu canlandırdığı bu son derece şık ve gotik gerilim filminde, yazarın çarpıcı, ölüm dolu öyküleri can (ya da ölüm) buluyor. Delinin biri, Poe’nun yazdığı en dehşetengiz öykülerden esinlenerek korkunç cinayetler işlemeye başladığında Baltimor’lu genç bir dedektif (Luke Evans, “Clash of the Titans”) ve Poe elele vererek, yazarın şiddet dolu öykülerinin birer birer gerçeğe dönüşmesini önlemek için katilin peşine düşüyorlar.

Yaşanan ölümcül kedi-fare oyunu, Poe’nun sevgilisi (Alice Eve, “She’s Out of My League”) katilin hedefi haline geldiğinde zirveye ulaşıyor. Intrepid Pictures yapımı olan “The Raven” filminde diğer rollerde Brendan Gleeson (“In Bruges”), Oliver Jackson-Cohen (“Faster”) ve Kevin R. McNally (“Pirates of the Caribbean: On Stranger Tides”) oynuyor.

Filmin Konusu

1849 yılında Baltimor’da bir akşam karanlığında, polisler tüyler ürpertici cinayet mahalline vardıklarında bir kadın ve kızının kanlar içinde paramparça olmuş bedenlerini bulurlar. Detektif Emmett Fields (Luke Evans) kapının içeriden kilitli olmasına ve pencerenin de çiviyle sabitlenmiş olmasına rağmen katilin bir şekilde kaçmayı başardığını fark eder. Ancak, aslında bu çivinin, pencereye kapalı izlenimi vermek üzere ustaca yapılmış gizli bir yaylı mekanizma olduğu birazdan anlaşılacaktır. Dedektif Fields bu ayrıntıya, daha önce Edgar Allan Poe’nun yazdığı ve iki kadının öldürüldüğü “Morg Sokağı Cinayetleri” adlı öyküde rastlamıştır…

O sırada Poe (John Cusack) mahalledeki birahaneden içki çalarken yakalandığından birahanenin sahibi Reagan (Brendan Coyle) tarafından yakapaça sokağa atılır. Sevgilisi olan Emily Hamilton’ın (Alice Eve) bindiği arabayı görüp durdurur ama o an, Emily’nin yanında babası Albay Charles Hamilton (Brendan Gleeson) vardır. Baba, Poe’dan hiç hazzetmediğini gizlemiyor, Poe’nun kızına yaklaşmasını yasaklıyordur. Bu yüzden, sevgilisi Poe’yu geri çevirir gibi yapar.

Poe, o halde, çalıştığı gazete olan The Patriot’a döner. Bir zamanlar herkesin el üstünde tuttuğu yazar, artık yazıişleri müdürü Henry Maddox (Kevin McNally) için kanlı edebiyat eleştirileri yazarak geçimini sağlamaktadır. Aynı saatlerde, Poe’dan nefret etmesiyle nam salmış diğer bir edebiyat eleştirmeni olan Griswald bir masaya bağlanarak yavaşça aşağıya doğru inen bir sarkaç mekanizması tarafından (gene Poe’nun bir eserinden alıntı) ikiye bölünmektedir.

Emily, sonunda evde Poe’yu köşeye sıkıştırır ve kendisine evlenme teklif ettirir. Ancak, bu teklifi bir kere de, babasının doğumgünü şerefine düzenlenen ve tüm Baltimor sosyetesinin katılacağı maskeli baloda resmi olarak tekrarlamasını ister.

Ertesi gün, Poe kadınlardan oluşan bir grubun salonunda “The Raven” adlı eserini okumakta ve katılımcılardan birinin kendisine nakti yardımda bulunmasını umud etmektedir. Ancak, okuması yarım kalır çünkü Fields, Poe’yu, kendi yazdığı ölüm mekanizmalarıyla işlenen iki cinayetin çözümünde yardımcı olmaya davet eder.

Katil bir maskenin içine ipucu bırakmıştır: Kağıdın üstünde, ölümün baloda geleceği yazılıdır. Hiç şüphesiz bu balo, bir sonraki gece Hamilton’ın vereceği balodur. Fields ve Poe Albay Hamilton’a giderler. Dedektif Albay’dan baloyu iptal etmesini rica eder, bunun için yalvarır, ancak, Albay onlara karşı çıkarak bu ricayı reddeder. Fields’ın adamları maskeli baloda saklanırken katil kalabalık salona atlı bir ulak gönderir. Çıkan kargaşadan yararlanarak Emily’yi kaçırır.

Bundan sonra katil peşine düşenlere bir not daha gönderir. Katil bu mesajda artık durumdan bilfiil muzdarip olan Poe’ya meydan okumaktadır: Eğer Poe katilin hasta ruhlu işlerini birer öykü halinde The Patriot’ta yayınlarsa, bundan sonra işleyeceği her cinayette, Emily’nin nerede olduğunu gösteren ipuçları bırakmaya devam edecektir. Poe katilin istediğini yapar, gazetenin çalışkan dizgicisi Ivan’a (Sam Hazeldine) bu öyküleri dizmek düşer.

Katil, Emily’yi bir tabuta koyup gömmüştür. Emily bu şartlar altında hayatta kalmaya çalışır. Bu arada, Fields ve Poe ilk öldürülen kadının başta sandıkları gibi bir fahişe değil, aktris olduğunu fark ederler. Katil olduğunu düşündükleri kayıp bir sahne görevlisinin peşinde kadının çalıştığı tiyatroya kadar gelirler. Katili tiyatronun iskelesinde köşeye sıkıştırsalar da, sonunda ellerinden kaçırırlar.

Continue reading

Posted in 2012 Filmleri, Dönem Filmleri, Duygusal ve Dram, Gerçek Yaşam Öyküleri, Polisiye, Suç, Casusluk, UIP Filmleri | Tagged , , , , , , , , | Leave a comment

Ölümün Sesi – Babydoll

Ölümün Sesi - Babydoll

Anna oğlu Anders’i şiddete eğilimli babasından kaçırarak adresini gizli tuttukları bir yere taşınır. Eski kocasının onları bulacağından çok korkmaktadır. Oğlunun güvenliği için uyumadan önce başucuna koyabileceği bir bebek telsizi almaya karar verir. Ancak zamanla bu telsizden garip sesler, çığlıklar gelmeye başlar. Anna başka bir daireden geldiği muhtemel seslerin bir çocuğun cinayetine ait olabileceğini düşünmektedir. Öte yandan Anders yeni okulunda kendine gizemli ve tuhaf yeni bir arkadaş bulmuştur. Bu yeni arkadaş cinayet hakkında bir şeyler biliyor mudur? Neden Anders’in çizimlerinde kan izi vardır? Duydukları sesler bu dünyaya mı aittir?

Ejderha Dövmeli Kız’ın yıldızı Noomi Rapace’in başrolde olduğu “Ölümün Sesi / Babycall” Anna ve sekiz yaşındaki oğlunun yeni taşındıkları apartmandaki hikâyesini analatan paranoid bir korku-gerilim filmi…

Yönetmen: Pal Sletaune
Oyuncular: Noomi Rapace, Kristoffer Joner, Vetle Qvenild Werring, Stig R. Amdam, Maria Bock
Senaryo: Pal Sletaune
Yapımcı: Turid Øversveen
Prodüksiyon Tasarımı: Roger Rosenberg
Görüntü Yönetmeni: John Andreas Andersen
Kurgu: Jon Endre Mørk
Sanat Departmanı: Daniela Füssel
Müzik: Fernando Velázquez
Yapımcı Şirket: Pandora Filmproduktion
Türkiye Dağıtımı: Tiglon Film
Gösterim Tarihi: 27 Nisan 2012

Posted in 2012 Filmleri, İsveç Sineması, Korku Gerilim Filmleri, Polisiye, Suç, Casusluk, Psikolojik Gerilim, Tiglon Filmleri | Tagged , , , , , , | Leave a comment
Page 2 of 20412345...102030...Last »