Kategori: Sağlık Kültürü

Dudak dolgunlaştırma, enjeksiyon ile dudak estetiği

FacebookTwitterGoogle+LinkedInPinterestPaylaş

Dudak EstetiğiDolgun dudaklar, tarih boyunca güzelliğin ve estetiğin simgesi oldu. Bazı kişilerde yapısal olarak bir incelik, bazen de yaşın ilerlemesi, menopoza girme gibi nedenlerle dudaklarda incelme söz konusu olabiliyor. Bu problem ameliyatlı ve ameliyatsız yöntemlerle düzeltilebiliyor. Operatif yöntemlerde dudağa bir başka alandan alınan yağ enjekte ediliyor. Ancak bu yöntemin kalıcılığının az olması, tekrarlanma gerekliliği, bizi uygulaması çok daha kolay olan dolgu maddelerine yöneltti.

Enjeksiyon ile dudak estetiği nedir?

Enjeksiyon ile dudak estetiği, direkt dudak dokusuna veya dudak çevresinde belirlenmiş noktalara dudağı yeniden şekillendirme, hacmini artırma ve çevresindeki kırışıklıkları azaltmak amacıyla, dermal dolgu maddelerinin ince uçlu özel iğnelerle enjekte edilmesidir.

Dudak estetiği sadece dudağın kırmızı kısmını dolgunlaştırma işlemi olarak algılanmamalıdır. Dudak çevresine yapılan dudak dolgusu işlemi de dudağın kendisine yapılan kadar estetik görünüm açısından önemlidir. Örneğin üst dudak konturunun düzgünleştirilmesi, ağız kenarlarının bir miktar kaldırılması dudakların estetik görünümüne büyük katkı sağlamaktadır.

Dudak dolgunlaştırma nasıl sağlanır?

Dudak dolgusu işlemi dermal dolgu maddeleri kullanılarak yapılır. Sonuçları kalıcı veya geçici olmak üzere çok çeşitli dolgu maddeleri bulunmaktadır. Her birinin kendine göre avantaj ve dezavantajları olan bu maddeler dudak dolgusu yaptırmak isteyen adayların ihtiyaçlarına ve elde etmek istedikleri sonuçlara göre tercih edilebilmektedir.

Dudak dolgusu işlemi nasıl yapılır?

Dudak dolgunlaştırma işleminden önce ilk adım, tedavinizi yapacak doktor ile beklentinizin ne olduğu ve dudaklarınızda nasıl bir değişiklik beklediğinizi detaylı konuşmaktır. Öncelikle bilinmesi gereken, dudaklarınızın genlerinizle belirlenmiş size özel yapılar olduğu, dolgu işlemi ile daha dolgun, şekilli ve genç görünecek şekilde güzelleştirilebileceği, fakat tamamıyla değiştirilmesinin mümkün olmadığı gerçeğidir.

İşlemden önce topical (yüzeysel) olarak veya enjeksiyon ile lokal bir anestezi uygulanır. Aneztezi, işlemin sizin için acısız ve mümkün olduğunca konforlu olmasını sağlayacaktır. Bazı dolgu maddeleri kendi bünyesinde anestezik madde içermektedir. Anesteziden sonra çeşitli tekniklerle dolgu maddesi belirlenmiş noktalara enjekte edilir. İşlemin başarısı doğru dolgu maddesi seçilmek şartıyla büyük ölçüde uygulayıcının tekniği ve ustalığı ile ilgilidir.

Dudak dolgusu işlemi ile nasıl sonuçlar elde edilebilir?

Dudağın kırmızı ve beyaz kısımlarının birleşim çizgisi olan dudak konturu en yaygın dolgu işlemi yapılan bölgedir. Bu alana enjekte edilen dolgu maddeleri fazla hacim kazandırmamakla birlikte dudağın daha belirgin ve daha şekilli görünmesini sağlamaktadır. Ayrıca bu bölgeye dik olan kırışıklıklar bu işlem sonucunda başarıyla tedavi edilir. Direkt dudak dokusuna yapılacak dudak dolgunlaştırma işlemi ile dudağa hacim kazandırılması ve bunun sonucu olarak dudakların bir miktar öne doğru çıkarak belirginleşmesi sağlanır.

Üst dudağın orta kısmını burun ile birleştiren iki çizgiye filtrum adı verilir. Bu iki paralel kabarık çizgiye yapılacak dudak dolgusu uygulaması ile üst dudağın şekillendirilerek yuvarlaklaştırılması ve sonuçta daha estetik ve çekici görünmesi sağlanabilir. Üst dudağın orta kısmındaki V şeklindeki kavis de (cupidis bow) dudak dolgusu yöntemi ile daha estetik hale getirilebilir.

Dudak estetiği işleminin yan etkileri nelerdir?

Hyaluronik asit ile yapılacak dudak dolgusu işleminden sonra görülmesi olası yan etkiler dudaklarda şişlik veya morarma oluşmasıdır. Bu durumun tamamen düzelmesi 3 günden 14 güne kadar zaman alabilir. Genellikle dudak dolgunlaştırma ve hacim kazandırma amacıyla yapılan işlemlerde dudak çizgilerine yapılandan daha fazla şişlik etkisi görülme ihtimali vardır. Kullanılan materyalin bu yan etkinin görülmesinde etkisi oldukça yüksektir. Hyaluronik asitin yan etki riski oldukça düşüktür. Morarma makyaj malzemeleri ile kolayca kapatılabilir. Enjeksiyondan kaynaklanan küçük yaralar oluşabilir.

Dudak dolgusu işleminden sonra ne yapılmalı?

Dudak dolgusu işleminden hemen sonra kısa süreli şişlik oluşacaktır. Bunun etkisini azaltmak için buz kullanılabilir. Dudakların aşırı kurumaması için bir dudak nemlendiricisi kullanılabilir ve ilk 12 saat içinde makyaj yapılmamalıdır. Dudak dolgunlaştırma işleminden sonraki 48 saat içinde şiddetli egzersizden ve ultraviyole ışınlara (güneş, solaryum) maruz kalmaktan kaçınılmalıdır. Eğer materyalin topak halinde kaldığı yerler hissediyorsanız günde 2 defa madde tamamen çözülene kadar bu bölgelere hafifçe masaj yapabilirsiniz. Eğer bu tip yapılar kendi kendine veya masaja rağmen çözülmüyorsa bunların düzeltilmesi için doktorunuza başvurunuz.

Tags : , , , , , , , , ,

Botoks nedir, yan etkisi var mıdır?

Botoks nedir, yan etkisi var mıdır?Acıbadem Kocaeli Hastanesi Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Abdullah Etöz, kırışıklık tedavisinin alternatif yöntemlerinden biri olan botoks ve dolgu hakkında ayrıntılı bilgiler verdi.

Kırışıklıklar ve çizgiler neden oluşur?

Yaşlanma ile birlikte cildin hyaluronik asit içeriği azalır ve cildin su tutma kapasitesi düşer. Deride bulunan kolajen ve elastik lifler kırılmaya ve eskimeye başlar. Bu kırılmalar doğal yaşlanma sürecimizin bir parçası olmakla birlikte, fazla kaş çatma, gözleri kısarak bakma, gülümseme ve diğer yüz mimikleri de çizgilerin oluşmasına katkıda bulunur. Sigara içmek ve kirli hava gibi çevresel faktörlerin de etkisi ile yaşlanma süreci hızlanır.

Botoks nedir?

Botoks, “Clostridium Botulinum” isimli bir bakteriden elde edilen, kasları gevşetmek amacıyla kullanılan bir ilaçtır. Bu ilaç 20 yılı aşkın bir süredir tıbbın değişik dallarında kas kasılmalarını rahatlatmak amacıyla kullanılmaktadır.

Botoks nasıl etki eder?

Yüz hareketlerini yapmamızı sağlayan kaslar, üzerlerindeki deriye bağlıdır. Yıllar süren mimikler sonucu, kaslarda gözle görülür çizgiler ve kırışıklıklar oluşturur. Deriye bağlı yüzeysel kasları gevşeterek, kırışıklıkları rahatlatmak ve yumuşatmak mümkündür. Kasların gevşemesi ile daha fazla kırışıklık oluşması engellendiği gibi daha huzurlu ve daha genç görünüm ortaya çıkar. Zaman içinde giderek daha uzun süreli etkiye sahip olarak yüzün üst kısmındaki yaşlanmayı yavaşlatır.

Botoksun etkisi ne zaman başlar?

Botoks uygulamadan 48 saat sonra etkisini göstermeye başlar. Son halini alması 10 günü bulur.

Botoksun etkisi ne kadar sürer?

İlk uygulamalarda 4 ayda bir, tekrar eden uygulamalarda 6 ayda bir, düzenli uygulamalardan sonra yılda bir yapılacak botoks uygulamaları, son derece başarılıdır. Daha büyük yüz kaslarına sahip olan hastalarda (erkekler gibi) veya yüz kaslarını daha fazla kullanan, çok mimikli kişilerde tedavinin daha sık aralıklarla uygulanması gerekebilir.

Read more

Tags : , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

İlaç Kullanımı ve Yan Etkileri – Aspirin Nerelerde Kullanılır

İlaçlarda tedavi amaçlı olarak pek çok kimyasal madde kullanılır. Bu kimyasal maddeler değişik etkilere sahiptir. İstenen etkiyi gerçekleştirerek hastalığın tedavisini sağlamalarının yanısıra çaresiz olarak katlanılması gereken bazı yan etkileri de vardır. Örneğin soğuk algınlığı tedavisinde kullanılan antihistamin maddesinin yan etkileri arasında kullanan kişide gözüken uyuşukluk durumu vardır. Bu istenen bir durum değilse de eğer aşırı dikkat gerektiren bir işle uğraşılmayacak ise tedavi süresince bu yan etkiye katlanılması gerekir. Bazı ilaçlarda kullanılan maddelerin yarattığı yan etkiler bazı hastalıkların tedavisi için istenen bir durumdur. Örneğin antihistamin maddesi çocuklarda yatıştırıcı olarak kullanılır. Böylece bir hastalıkta yan etki olarak istenmeyen bir durum yaşatan bir kimyasal madde bir başka hastalığın tedavisinde istenen etkiyi yaratabilir.

Bu nedenle hastalık tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkilerinin iyi bilinmesi gerekir. Hastalığın tedavisinden elde edilecek yarar bu yan etkinin getireceği zarardan fazla olmalıdır. Bunun yanısıra kullanılan ilacın mutlaka kullanılmaması gerekliliği bulunmalıdır. Çok fazla rahatsızlık oluşturmayan ya da başka bir çözüm yolu olan hastalık için yan etkisi hasta için kötü sonuçlar doğuracak ilaçlar kullanılmaz. Yan etkiler kişilere göre de değişebilir. Belirli duyarlılıkları olanlar için bazı ilaçların kullanılması sakıncalı olabilir. Aynı zamanda bir ilaç verilirken bu ilacın hastanın diğer hastalıklarına nasıl bir etki yapacağı iyi tespit edilmelidir.

Tarihte ilk olarak doğal maddeleri tedavi amaçlı olarak kullanan insanoğlu tıp biliminin ilerlemesiyle hastalıkların tedavisinde daha etkili olan yapay maddeleri keşfetti. Kimyasal ilaçların formüllerinin düzenlemesiyle istenen etkinin artırılması, istenmeyen etkinin ise azaltılması mümkün olmaya başladı. Bu da insan sağlığının korunması ve tedavi için bir devrim niteliğinde gelişme yarattı.

Bazı ilaçları o kadar çok kullanırız ki bu ilaçlar artık ilaç değilmiş gibi algılanır. Bunların başında vazgeçilmez dostumuz aspirin gelir. Genellikle ağrıları dindirmek için kullanılan aspirin baş ağrılarında ve ateş düşürmede etkilidir. Aspirinin yan etkilerinden önemlisi mide zarını tahriş etmesidir. Bu nedenle aç karnına aspirin almamak gerekir. Aspirin suda eritilerek kullanılırsa mide zarına vereceği zarar asgariye indirilmiş olur. Aspirin kendiliğinden iyileşen şiş, çürük gibi rahatsızlıklarda iyileşme sürecinde acı çekilmesine engel olur. Aspirinin bu tür hastalıklarda doğrudan tedavi edici bir etkisi yoktur.

(web sağlık)

Tags : , , ,

Proteinlerin Emilimi

Boşbarsağın yukarı bölümlerinde gerçekleşir. Bu emilim ancak, proteinler en son ürünleri olan aminoasitlere parçalanmışlarsa yapılabilir. Emilim mekanizması, enerji gerektiren etkin emilimdir. Aminoasitler arasında, barsaktan emilimleri bakımından farklılıklar vardır.

Emilen aminoasitler kana geçer, oradan kapı toplardamarı aracılığıyla karaciğere götürürürler.

Tags : , ,

Böbrek Anormallikleri

Böbreklerde sayı, durum ya da biçim açısından anormallikler görülebilir. Çok ender olarak, böbrekteki bu biçim bozukluğu yaşamı engeller ya da doğuştan bozukluklarla kendini gösterir. Çoğunluklaysa, raslantıyla ortaya çıkarılır. Bu anormalliklerin çoğunun, doğrudan böbrek işlevini bozmadan, boşaltım sisteminin çeşitli hastalıklarının ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı kabul edilir; ama bu varsayım kanıtlanamamıştır. En ciddi oluşum bozuklukları kalıtımsal ya da ailesel değildir. Ya mongolizm gibi kromozomlardaki sapıklıklara ya da gebe kadınların geçirdiği enfeksiyon hastalıklarına, gebelikte alınan ve embriyo için zehirli ilaçların etkisiyle gelişen embriyo hastalıklarına bağlıdır.

İki böbreğin doğuştan bulunmaması ya da 2 yanlı böbrek yokluğu, yaşamla bağdaşamaz. Doğuşta bir tek böbrek bulunması daha sık görülen bir anormalliktir. Gerçek görülme sıklığı bilinmemektedir; çünkü, bu durum genellikle herhangi bir bozukluğa yolaçmaz. Birçok kişi, tek böbrek taşıdıklarının. farkına varmadan normal yaşamlarını sürdürürler. Bu tür kişiler için başlıca tehlike, bu tek böbreğin bozulması ya da bir kaza sonucu zarar görmesidir. Yapay böbrek makinası ve bazen böbrek aktarımı yapılabilmesi, tek böbreğin hastalıklarının geleceğini düzeltmiştir.Bazı kişilerde, karşı tarafın böbreği yerinde·dir, ama çalışmamaktadır (sonradan edinilme böbrek körelmesi).

Çift sidik borusu, en çok tek taraflı ya da daha az olarak iki taraflı olabilir. Tek bir böbrekten çıkan iki ayrı sidik borusu, birbirinden ayrı olarak sidik torbasına açılabilirler. Bazen çift havuzcuklu bir böbrekden çıkan sidik boruları, sidik torbasına açılmadan önce Y biçiminde birleşerek tek bir sidik borusu biçiminde sonlanırlar.Çift sidik borusu, çoğunlukla böbrek dokusundan oluşan özel durumlar dışında (sidik borusuyla sidik torbasının birleşme anormallikleri gibi), tek başına bir böbrek hastalığına yolaçmaz.

Doğuştan küçük böbrekler (gelişme kusuru) genellikle embriyodaki bir hastalığa ya da kromozomdaki bir anormalliğe bağlıdırlar. Çalışmaları her zaman bozuktur. Bazen 2 böbrek ortada omurga önünde birbirine yapışmıştır (at nalı böbrek). yapışma yeri kısa ya da uzun çoğunlukla böbrek dokusundan oluşan bir şerit halindedir. Ama bazen yalnızca bağdokusundan oluşur.

Pasta böbrek, sigmamsı böbrek, at nalı böbrekten daha ender görülürler. 4. ya da 5. bel omuru önünde sağ ve sol böbreğin alt kutuplarının birleştiği at nalı böbreğin boşlukları bazen damarlardaki anormallik sonucu genişleyebilir. Ana atardamar böbrek kapısından girmez, böbrek kutuplarına girer.

Olağandışı yerleşim gösteren böbrekler Ueğende ya da kalçada yerleşim). normal böbrek atardamarından daha aşağıdan çıkan damarlarla sulanır. Leğende yerleşme gösteren böbrek. kadında bir güç doğum (distosil nedenidir.Sidik borusunun anormalolarak kadında dölyolunda. erkekte prostatta ya da meni torbasında sonlanması pekçok bozukluğa yolaçar. İrin işeme, ateş, böbrek sancısı (apansızın nöbet biçiminde gelen ağrı), küçük bir kızda normal sidik çıkarmalarla birlikte sürekli sidik kaçırma bulunması. sidik borusunun anormalolarak dölyolu içinde sonlanması olasılığını akla getirir. Damar içine karşıt madde verilerek boşaltım sistemi filmi çekmeyle ya da sidik yolu yakınında, dölyolu içindeki sidik borusunun sonlandığıanormal deliğin ortaya çıkarılmasıyla, teşhis doğrulanır. Böbreğin normal bölümü korunarak ve anormal sidik borusu tarafından boşaltılan böbrek dokusu çıkarılarak yapılan kısmi böbrek çıkarma ameliyatı (heminefrektomU hastanın kesin olarak iyileşmesini sağlar.

Cacchi ve Hicci’nin tanımladıkları süngerböbrek ya da böbrek çanakları öncesi kanal genişlemesi, öz madde piramitleri içinde, papillalar düzeyinde sidik toplayıcı boruların genişlemesidir. Kesit yapıldığında, böbreğin doğal bir sünger gibi boşluklarla dolu olduğu görülür. Doğuştan başlayan bu hastalık, bazen hiç bir rahatsızlık vermez; bazense, yalnızca erişkin yaşta, hatta ihtiyarlıkta belirti verir. Birarada ya da ayrı ayrı 3 belirtiyle kendini gösterir: Belde ağırlık duygusu biçiminde ya da böbrek sancısı nöbeti tipinde ağrılar; irin işeme (piyüri); protein işeme (daha doğrusu albümin işeme). Bu hastalıkta teşhis, röntgen filmiyle konur. Damar içine karşıt madde verilerek çekilen boşaltım sistemi filminde, her 2 böbrek üstünde çanaklar öncesinde çiçek buketi, ray, kıvılcım ya da bulut biçiminde görüntüler bulunur. Bu görüntülerin başlıca özelliği, röntgen muayenesinin daha başlangıcında ortaya çıkıp sonuna kadar yitmemeleridir. Hastalığın evrimi oldukça değişkendir; ama genellikle uzun süre iyi katlanılır. En sık görülen ihtilat, taş oluşumudur. Hastalığın geleceği genel olarak iyidir ve yalnızca ihtilatlı biçimleri tedavi edilir.Çok kistli böbrekler, kalıtımsal hastalıklann en iyi örneğidir.

Tags : , , , , , , , , , , , ,

Omurilik – İşlevsel Düzenlenme, Mekanizma, Yapı

Merkezi sinir sisteminin en yalın bölümüdür. Kabaca silindir biçiminde bir kordondur, omurga kanalı içinde yerleşmiştir; soğanilikten sonra gelir ve 2. bel omuruna kadar uzanır; 40-45 sm uzunluğundadır. Ön ve arka orta oluklar tarafından 2 bakışımlı parçaya (sağ ve sol) kertiklenmiştir; yanlarda 2 yatay oluk, omurilik sinirlerinin ön ve arka köklerinin çıkış yerleridir; bu sinirler, omurlararası deliklerden çıkarak omurilik sinirleri ve özerk sinir sistemi sinirleri haline gelirler.

İşlevsel Düzenlenme

Omuriliğin işlevsel incelenmesi, onun kesitsel düzenlenmesini anlamaya olanak sağlar. Omurilik ekseninin her omur katına, deri, kaslar, iskelet, iç organlar ve damarların sinirlenmesiyle ilgili bir öğe uyar; erişkinde işlevsel kesitler (8 boyun, 12 göğüs, 5 bel, 5 kuyruk sokumu kemiği ve 1 ya da 2 kuyruk kemiği kesiti), buna uyan omur cisimleriyle aynı düzeyde yerleşmemişlerdir. Gerçekten, kemiksel omurga, omuriliğe oranla daha hızlı gelişir; soğancığa bağlı olan omurilikse, erişkin yaşa kadar yukarıya doğru yer değiştirir.

Omuriliğin enine bir kesiti üstünde, çevrede ak madde ve ortada merkezi kanalın çevresinde boz madde açıkça ayırdedilir. Çekül düzeyinde orta düzlemin her iki yanında, hücresel merkez olan boz madde, bir ön boynuz ve bir arka boynuıla ay biçimini alır; miyelinli liflerden oluşan ak maddeyse, köklerin çıkış çizgileri tarafından 3 kordona (ön, yan ve arka) bölünür. Ön ve arka kökler omuriliği, çevresel duyu ve hareket sinirleri ile özerk sinir sistemi sinirlerine bağlarlar. Her arka kökte, omurilik sinir düğümü denen bir şişkinlik bulunur. Arka kök içinden, omuriliğe gelen ve hücre gövdeleri omurilik sinir düğümü içinde bulunan duyusal lifler geçer. Ön kök içinden özellikle çizgili kasların hareket nöronları, miyelinli silindir eksenler (aksonlar) ve parasempatik lifler geçer.Bu kısa anatomik incelemeden sonra, sinir sistemi son derece uzmanlaşmış, istemimize ve bilincimize bağımlı olmaksızın, işlevleri bir yandan yaşamımızın başkalarıyla ilişkili (başka kişilerle anlaşma, jestler, konuşma, duyarlık) görünümleri, öte yandan da istemsiz işlevlerin (sözgelimi kalp ve sindirim sistemi gibi yaşamı sağlayan organların düzenlenmesi) bütün görünümlerini kaplayan bir organ gibi görünür.

Mekanizma

Son derece yalındır: Sinir dokusu, yalnızca sinir hücrelerinden yapılmıştır. Her hücrenin görevi, uzantıları aracılığıyla, tıpkı bir lambayı yakan elektrik akımını ortaya çıkaran elektrik düğmesi gibi, sinir akılarını yaymak ve iletmektir.

Yapı

Sinirsel merkezleri, boz maddeyi oluşturan hücre gövdeleri oluşturur. Bu merkezler beyin kabuğu, çizgili çekirdekler, talamus, arka beyin, omurilik boz maddesi gibi bütün katlarda vardır. Sinir devreleri, sinapsların birleştirdiği, zincir halinde bir ya da birçok sinir lifinden oluşmuştur; yanyana yerleşmiş bütün devreler, ak madde kütlesini oluştururlar.

Bir hareket ettirici devrede, beyin kabuğunda bulunan hücre gövdesi, birbirini izleyen birçok akıdan oluşan bir bildiri hazırlar; silindir eksen uzantısı, bu bildiriyi omurilik hareket nöronuna iletir; hareket nöronu da, lifi aracılığıyla bildiriyi kasa götürür ve kas kasılır. Duyurucu devrede ise uyarı, bir sinir lifinin ucunda özelleşmiş küçük bir organ (sözgelimi deri üstünde) olan çevresel bir alıcıdan gelir: Bildiri lif boyunca çıkar, 2 sinapstan geçer ve bildiriyi çözecek (temas, ısı, ağrı) olan kabuk merkezine ulaşır.

Genel düzenlenme 2 görünüm altında incelenebilir: Aşama düzeyi ve özel görevler. Merkezlerin aşama düzeyi belirgindir. En yüksek düzeyde beyin kabuğu yerleşmiştir; buradan istemli bildiriler çıkar ve duyduğumuz birçok duyu gene buraya varır. Beyin kabuğu, düzenler ve düşünür; bilincin bulunduğu yerdir. Bunun altında, otomatik işlevleri düzenleyen ve bilgileri denetleyen ara merkezler yerleşmiştir; bilinç, bu otomatik işlevler üstüne etki yapabilir (solunumu durdurmak, kas gerginliğini azaltmak gibi).

Ayrıca, omurilik düzeyinde, otomatik hareket merkezleri çok belirgindir: Burası refleksler düzeyidir. Büyük işlevlerse, karmaşık iletim yollarıyla iletilirler; bunların anatomik ve fizyolojik incelenmesi birbirinden ayrılamaz.

Tags : , , , , , , , , , , , ,

Omurilik: Mekanizması, Yapısı, İşlevi

Merkezi sinir sisteminin en yalın bölümüdür. Kabaca silindir biçiminde bir kordondur, omurga kanalı içinde yerleşmiştir; soğanilikten sonra gelir ve 2. bel omuruna kadar uzanır; 40-45 sm uzunluğundadır. Ön ve arka orta oluklar tarafından 2 bakışımlı parçaya (sağ ve sol) kertiklenmiştir; yanlarda 2 yatay oluk, omurilik sinirlerinin ön ve arka köklerinin çıkış yerleridir; bu sinirler, omurlararası deliklerden çıkarak omurilik sinirleri ve özerk sinir sistemi sinirleri haline gelirler.

İşlevsel Düzenleme

Omuriliğin işlevsel incelenmesi, onun kesitsel düzenlenmesini anlamaya olanak sağlar. Omurilik ekseninin her omur katına, deri, kaslar, iskelet, iç organlar ve damarların sinirlenmesiyle ilgili bir öğe uyar; erişkinde işlevsel kesitler (8 boyun, 12 göğüs, 5 bel, 5 kuyruk sokumu kemiği ve 1 ya da 2 kuyruk kemiği kesiti), buna uyan omur cisimleriyle aynı düzeyde yerleşmemişlerdir. Gerçekten, kemiksel omurga, omuriliğe oranla daha hızlı gelişir; soğancığa bağlı olan omurilikse, erişkin yaşa kadar yukarıya doğru yer değiştirir.

Omuriliğin enine bir kesiti üstünde, çevrede ak madde ve ortada merkezi kanalın çevresinde boz madde açıkça ayırdedilir. Çekül düzeyinde orta düzlemin her iki yanında, hücresel merkez olan boz madde, bir ön boynuz ve bir arka boynuıla ay biçimini alır; miyelinli liflerden oluşan ak maddeyse, köklerin çıkış çizgileri tarafından 3 kordona (ön, yan ve arka) bölünür. Ön ve arka kökler omuriliği, çevresel duyu ve hareket sinirleri ile özerk sinir sistemi sinirlerine bağlarlar. Her arka kökte, omurilik sinir düğümü denen bir şişkinlik bulunur. Arka kök içinden, omuriliğe gelen ve hücre gövdeleri omurilik sinir düğümü içinde bulunan duyusal lifler geçer. Ön kök içinden özellikle çizgili kasların hareket nöronları, miyelinli silindir eksenler (aksonlar) ve parasempatik lifler geçer.Bu kısa anatomik incelemeden sonra, sinir sistemi son derece uzmanlaşmış, istemimize ve bilincimize bağımlı olmaksızın, işlevleri bir yandan yaşamımızın başkalarıyla ilişkili (başka kişilerle anlaşma, jestler, konuşma, duyarlık) görünümleri, öte yandan da istemsiz işlevlerin (sözgelimi kalp ve sindirim sistemi gibi yaşamı sağlayan organların düzenlenmesi) bütün görünümlerini kaplayan bir organ gibi görünür.

Mekanizma

Son derece yalındır: Sinir dokusu, yalnızca sinir hücrelerinden yapılmıştır. Her hücrenin görevi, uzantıları aracılığıyla, tıpkı bir lambayı yakan elektrik akımını ortaya çıkaran elektrik düğmesi gibi, sinir akılarını yaymak ve iletmektir.

Yapı

Sinirsel merkezleri, boz maddeyi oluşturan hücre gövdeleri oluşturur. Bu merkezler beyin kabuğu, çizgili çekirdekler, talamus, arka beyin, omurilik boz maddesi gibi bütün katlarda vardır. Sinir devreleri, sinapsların birleştirdiği, zincir halinde bir ya da birçok sinir lifinden oluşmuştur; yanyana yerleşmiş bütün devreler, ak madde kütlesini oluştururlar.

Devrenin İşlevi

Bir hareket ettirici devrede, beyin kabuğunda bulunan hücre gövdesi, birbirini izleyen birçok akıdan oluşan bir bildiri hazırlar; silindir eksen uzantısı, bu bildiriyi omurilik hareket nöronuna iletir; hareket nöronu da, lifi aracılığıyla bildiriyi kasa götürür ve kas kasılır. Duyurucu devrede ise uyarı, bir sinir lifinin ucunda özelleşmiş küçük bir organ (sözgelimi deri üstünde) olan çevresel bir alıcıdan gelir: Bildiri lif boyunca çıkar, 2 sinapstan geçer ve bildiriyi çözecek (temas, ısı, ağrı) olan kabuk merkezine ulaşır.

Genel düzenlenme 2 görünüm altında incelenebilir: Aşama düzeyi ve özel görevler. Merkezlerin aşama düzeyi belirgindir. En yüksek düzeyde beyin kabuğu yerleşmiştir; buradan istemli bildiriler çıkar ve duyduğumuz birçok duyu gene buraya varır. Beyin kabuğu, düzenler ve düşünür; bilincin bulunduğu yerdir. Bunun altında, otomatik işlevleri düzenleyen ve bilgileri denetleyen ara merkezler yerleşmiştir; bilinç, bu otomatik işlevler üstüne etki yapabilir (solunumu durdurmak, kas gerginliğini azaltmak gibi).

Ayrıca, omurilik düzeyinde, otomatik hareket merkezleri çok belirgindir: Burası refleksler düzeyidir. Büyük işlevlerse, karmaşık iletim yollarıyla iletilirler; bunların anatomik ve fizyolojik incelenmesi birbirinden ayrılamaz.

Tags : , , , ,

Yemek Borusu

Yeri

Yemek borusu (özofagus), yutak ile. mide arasında yeralan sindirim yoludur. Beden orta çizgisinde boyun ve göğüs omurgalarının önünde, yani derinde yerleşmiş bir organdır. Cerrahlar için, ulaşılması oldukça güçtür.

Yemek borusunda 4 parça ayırdedilir: Boyun parçası; göğüs parçası; diyafram parçası; karın parçası.

Biçim ve yönü

Yemek borusu kabaca silindir biçimindedir; bununla birlikte, boyun parçasında ve soluk borusunun ayrılış yeri üstünde yeralan göğüs parçasında, önden arkaya bir yassılaşma gösterir. Karın parçasında, mideyle birleşme deliği olan mide ağzının (kardiya) tam üstünde, hafifçe genişler. Yemek borusu yukardan aşağıya 4 darlık bölgesi ve normal olarak genişlemiş parçalar gösteren düzensiz, enine bir yarık biçimindedir. Yutak-yemek borusu birleşme yeri, yani üst sınır, 6. boyun omurgası düzeyindedir. Yemek borusu dikeydir, aşağıda ve solda hafif bir eğrilik gösterir, sert ve düz değildir, iki yöne bükülebilir:- önündeki ve arkasındaki organların iç ve dışbükeyliklerine uyarak yatay düzlemde, yani önden arkaya;- aynı nedenlerle düşey olarak, yani· sağdan sola. Alt sınırı ya da mide ağzı, beden orta çizgisinin 2 sm solunda, 11. göğüs omuru düzeyinde yerleşmiştir.

Boyutları

Yemek borusu, 5 sm’si boyun parçası, 16-18 sm’si göğüs parçası, 3 sm’si karın parçası olarak yaklaşık 25 sm uzunluğundadır. Daha önce de söylediğimiz gibi, çapı ortalama 2-5 sm arasında değişir.

Renk ve kıvamı

Yemek borusu, çeperlerinin kalınlığı çok az olan, kas ve zardan yapılı, yassı, pembemsi bir borudur.

Tutunma araçları

Yemek borusu özellikle iki ucuyla yerinde durur. Üst deliği, yutağın alt ucuna uyar; boyun parçası soluk borusunun arkasında yeralır ve ikisinin arasında, aşağıda gevşek, yukarda sıkı bir bağdokusu (yukarı bölümde oldukça sağlamdır) bulunur. Yemek borusunun alt parçasında, birçok tutunma aracı, mide ağzını diyaframın altındaki normal yerinde tutar. Bu tutunma araçları, yemek borusu-diyafram bağları ve mide-diyafram bağları ile akciğer-mide sinirlerinden ve mide sol atardamarından oluşan damar-sinir öğeleridir. Ama bu bağlantılar ancak kısmi bir hareketsizlik sağlar; bu durum, «diyafram fıtıkları»nı, yahi mide ağzının ya da midenin bir bölümünün, diyaframdaki yemek borusu açıklığından, diyafram üstünde,’ göğüs boşluğuna girmesini açıklar. İki biçimi vardır: Yemek borusu-mide ağzı (kardiya) ve midenin üst bölümünün göğüse doğru yükseldiği «kayma fıtığı» (slidina); mide ağzının normal yerini koruduğu, oysa mide dibinin (mide anatomisine bakınız) bir bölümünün, yemek borusu yanından göğüs boşluğu içine diyaframın yemek borusu deliğinden yuvarlandığı «yuvarlanma fıtıkları.. (yemek borusu yanı fıtıkları).

Anatomik komşulukları

Boyun parçası

Yemek borusunun boyun parçası, akörtü niteliğinde ince bir zarla sınırlanmış bir alanda yerleşmiştir ve çevresinde yer yer sık ve gevşek bağdokusu tabakası vardır.
Boyun parçasının komşulukları şöyledir:

– önde, soluk borusu (yemek borusu eğriliği nedeniyle soluk borusunu sola doğru aşar); soluk borusunun 2., 3. ve 4. halkaları önünde yeralan tiroyit bezi cismi; yemek borusunun sol kenarı önünde sol gırtlak alt siniri;

– yanlarda, tiroyit bezinin sağ ve sol lobları; bu lobların arka yüzlerinde yerleşmiş alt paratiroyit bezleri;

– tiroyit alt atardamarının uç dalları; sağda sağ gırtlak alt siniri; şahdamarı, boyun iç toplardamarı ve akciğer – mide sinirinden oluşan «boyun damar-sinir demeti»;

– bu bütünün arkasında boyun sempatik siniri;

– arkada, omur önü kasları ve omur önü akörtüsüyle kaplı olan 6. boyun ve 2. sırt omurları arasındaki omurga bölümü.

Göğüs parçası

Yemek borusunun gogus parçası arka mediyastinde yerleşmiştir, derin bir organdır.
Komşulukları şunlardır:

– arkada, omurgalar; göğüs aortu; büyük azigos toplardamarı; göğüs lenf kanalı; küçük azigos toplardamarı; omurganın ön yüzünü çaprazlayan sağ kaburgalararası atardamarlar; sempatik sinir sisteminin göğüs parçası;

– yanlarda, akciğerler ve göğüs zarı;

– sağda, 4. göğüs omuru düzeyinde azigos kavsi yeralır; sağ akciğer-mide siniri, azigos kavsi altından yemek borusunun arka yüzüne ulaşır;

– solda, 4. göğüs omuru düzeyinde aort kavsi, bunun üstünde de sol köprücükaltı atardamarı ve göğüs lenf kanalı yeralır; sol akciğer-mide siniri sol ana bronş altından yemek borusunun ön yüzüne ulaşır;

– önde, yukardan aşağıya şunlar yeralır: Soluk borusu; 4. göğüs omuru yüksekliğinde ve sol ana bronşa yaklaşık 1 sm uzakta soluk borusunun ayrılma yeri (bu ayrılma yeri orta çizginin tam üstünde değildir); soluk borusunun ayrılma yeri altında, iki bronşun birbirinden uzaklaştığı köşede yeralan lenf düğümleri; sağ bronş ve akciğer atardamarları; kalp dışzarı; kalp tabanı. Bu bölgenin anatomik komşulukları bir yandan yemek borusuna (özellikle orta üçte birindeki) cerrahi girişim güçlüklerini, öte yandan da yemek borusu kanseri sırasında urların hızla soluk borusu bronş ağacına yayılmasını açıklar.

Diyafram parçası

Diyafram, yemek borusuna bir geçiş deliği hazırlar. Diyaframın bu yemek borusu deliği 10. gögüs omuru düzeyindedir. Yemek borusu burada akciğer-mide sinirleri (soldaki ön yüzde, sağdaki arka yüzde) ile komşuluk yapar.Kapı toplardamarı sistemiyle ana toplardamar sistemi arasındaki toplardamar ağızlaşmaları bu düzeyde olur. Kapı toplardamarı yüksek basıncı durumundaki «yemek borusu varisleri» (başlıca nedeni sirozdur), bu bölgede ağızlaşan toplardamarlardan oluşur.

Karın parçası

Karın zarı, yemek borusunu önden ve yandan sarar; ama arka yüzünü serbest bırakır. Arka yüz, sağ akciğer-mide siniriyle, diyaframın sol ve sağ saplarıyla komşudur. Yemek borusunun önünde, sol akciğer-mide siniri, karın zarı ve karaciğer bulunur. Sağda, gene karaciğerin kuyruklu lobu ve küçük askı (mide-karaciğer bağı ve onikiparmak barsağı – karaciğer bağı) yeralır. Solda, mide dibi yeralır. Dalak da çok yakındır.

Yapısı

Yemek borusunun çeperleri yaklaşık 3 mm’ kalınlığındadır. Her biri dıştan içe doğru 3 kattan oluşur: Kas tabakası (iki türlü liften yapılmıştır; dış lifler uzunluğuna, iç lifler değirmidir); mukozaaltı tabakası; mukoza tabakası.

Bir kesitin görünümü

Yemek borusu uzunluğuna açılırsa mukoza görülür. Pembe renklidir ve uzunlamasına kıvrımlar gösterir. Mide ağzı düzeyinde, yemek borusu-mide deliğini kapatmak için, kıvrım yaparak Gubarow kapağını oluşturur.

Yemek borusu atardamar ağı, öteki sindirim kanalı organlarınınkine oranla çok yoksuldur; bu da cerrahi girişimlerin güçlüğünün ayrı bir nedenidir.

Atardamarlar

Yemek borusunu kanlandıran atardamar dalları şuralardan gelirler:

– üst parçasınınkiler, tiroyit alt atardamarlarından;

– orta üçte bir parçasınınkiler, doğrudan göğüs aortundan;

– son parçasınınkiler, diyafram alt atardamarlarından ve mide sol atardamarından.

Toplardamarlar

Kan, yemek borusunu saran büyük bir toplardamar ağı tarafından taşınır. Bir yandan kapı toplardamarı sistemine, öte yandan üst ana toplardamar sistemine bağlı toplardamarcıklar, birçok ağızlaşma yaparlar.

Lenf damarları

Yemek borusunun boyun parçasının lenf da.marları, boyun derin lenf düğümleri zincirine ve gırtlak alt siniri boyunca dizilmiş lenf düğümleri zincirine doğru, göğüs parçasınınkiler soluk borusu-bronş çevresi mediyastin lenf düğümlerine doğru, karın parçasınınkiler ise mide üst lenf düğümleri denen mide kapısı yakınındaki lenf düğümü zincirine doğru giderler.

Sinirler

Akciğer-mide sinirlerinden ve sempatik sinirlerden kaynaklanan sinir ağları sözkonusudur.

Tags : , , , , , , , ,

Sindirim Kanalını Oluşturan Bölümler ve Karın Zarı

Vücudumuzun en önemli fonksiyonlarından birini sağlayan sindirim sistemi, sindirim kanalı ile ek salgı bezlerinden oluşan bir sistemdir. Sindirim kanalını oluşturan bölümler ise yutak, yemek borusu, mide, ince bağırsak ve kalın bağırsaklardan meydana gelir. İnce bağırsak, hareketsiz kısım olan onikiparmak bağırsağı ve hareketli ince bağırsak kıvrımlarından oluşan boşbağırsaktan oluşur. Boşbağırsağa kıvrımlı bağırsak adı da verilir. Kalın bağırsak ise üç bölümden meydana gelir. Bu bölümler kalın bağırsak, göden bağırsağı ve makatı içerir. Yemek borusu dışında tüm sindirim kanalı karın boşluğu içinde içinde yer alır. Karın boşluğu içinde bulunan karın zarı ise sindirim organlarıyla yakından komşu konumda bulunur.

KARIN ZARI

Periton / seröz bir zar olan karın zarı iki kısımdan oluşur:

Çeper karın zarı olarak adlandırılan yaprak karın çeperlerine yapışıktır. Çeper karın zarı parietal periton olarak da bilinir.

İç organ karın zarı olarak adlandırılan yaprak karın içindeki organları örter. Bu bölüme viseral periton da denilir.

İç organ karın zarı, çeper karın zarına kıvrımlar vasıtasıyla bağlanır. Kıvrımlar bulundukları bölgeye göre değişik isimler alır. Çeper yaprağının karın zarıyla birleşimini sağlayan kıvrıma zar askı (mezo) adı verilir. Çeper yaprağını, sindirim kanalına dahil olmayan bir organa (örneğin dalak) bağlayan kıvrıma bağ denilir. Karın zarı kıvrımları içinde damarlar bulunur.

(web sağlık)

Tags : , , , , , , , , ,

Sindirim Kanalı

İnsanlık tarihinde besinler, sindirim ve vücutta görülen etkiler arasında bağlantılar kurulmuş ve gözlemlenen değişiklikler çeşitli biçimlerde açıklanmıştır. Eski çağlardan beri karın ağrısı gibi belirtiler tedirginliğin, huzursuzluğun ya da korkunun yansımaları olarak görülmüştür. Sindirim sistemi ile ilgili açıklamalar bilimsel dayanağı olmayan eski tıp alışkanlıklarından günümüzde de kurtulmuş değildir. Sindirimi kolaylaştıran maden suları, perhiz yemekleri gibi tıp biliminde tam olarak yeri olmayan tedavi yöntemleri halk arasında yaygındır.

Sindirim sisteminin çalışması  besinleri kimyasal yönden yalınlaştırmak amacına hizmet eder. İnce bağırsak vücuda alınan besinleri mukoza hücreleri tarafından emilebilir yalın moleküllere çevirmek için çalışır. Yalın moleküller arasında aminoasitler ve yağ asitleri sayılabilir. Sindirim kanalının fiziksel yapısı besin parçasının taşınmasını, dışarı atılmasını ve çeşitli salgıların salınmasını sağlamak amacına yönelik olarak oluşmuştur.  Yalın moleküllerin emilimi ve vücut için gerekli olan maddelerin yapımı genellikle karaciğerde gerçekleşir. İnce bağırsak, kapı toplardamarı ve karaciğer arasında birbirleriyle etkileşimli bir ilişki söz konusudur. Her birinin durumu diğerinin çalışmasını ve fonksiyonunu yerine getirmesini etkiler.

Sindirm kanalı hastalıklarının tedavisinde cerrahi müdahale gerekliyse bozunun tipinin iyi belirlenmesi gereklidir. Bazı bozunların boyutu 1 mm’yi aşmadığı için yaklaşık 5 mt uzunluğundaki sindirim kanalının ulaşılamayan bölgelerindeki bozunların niteliğini belirlemek her zaman kolay bir iş değildir. Tıp biliminin gelişmesinin ilk dönemlerinde röntgen teşhis koymaya çalışan doktorlara çok yardımcı olmuştur.  Daha sonraları geliştirilen endoskopi yöntemi ise sindirim yolunun içeriden izlenmesine olanak tanıdı. Başlangıçta zorlu bir yöntem olan endoskopi cam elyaf maddesinin devreye girmesiyle kolaylaştı. Bu sayede sindirim kanalının ulaşılamayan bölümlerini görüntülemek de mümkün hale geldi.

Hastalıkların iyicil mi kötücül mü olduklarının belirlenmesi çıkarılan canlı dokuların mikroskopla incelenmesini gerektirir. Biyopsi bezen, özellikle ince bağırsaklarda gözle görmeden de yapılabilmektedir. Özellikle geçen yüzyılda sindirim sistemi cerrahisi alanında çok büyük ilerlemeler oldu. Günümüzde sindirim sistemi kısmen veya tamamen hiçbir güçlükle karşılaşmadan çıkarılabilmektedir. İnce bağırsağın tümüyle çıkarılması bunun dışındadır. (sağlık)

Tags : , , , , , , , , , , , , , , , , ,